Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar: (22)
Feridun Andaç

Feridun Andaç/Genç Meslektaşıma Mektuplar: (22)

HİKÂYESİ OLAN BİRİNİ SEVİN…

                                                                                             Alemdağ, 04 Ocak 2018

Sevgili Kalemdaşım,

Size daha önceden sözünü ettim mi hatırlamıyorum, uzunca zamandır yazadurduğum “Deneme Mektupları”nın XI defterlik dökümünü geçen gün önüme aldım. 15 Haziran 2005’te yazımını başlamış, ara ara farklı yerler/mekânlarda ve zamanlarda yazadurmuşum. Salt işim uğraşım bunları yazmak olmasa da, deneme yazmak, hele hele bu türden özyaşamsal izler taşıyan metinleri kurmak için çıktığım yolculukların yazıdaki hallerine bir süre sonra dönüp bakmak beni farklı düşüncelere yöneltti. Adeta günce tutar gibi, ama bunun söyleyişi ve söyleminin de çok ötesinde zaman içi yolculuklara çıkmak… Bunu da “deneme mektubu” olarak adlandırmak, sanki yazanın hem kendine, hem de o bilinmeyen okura seslenişi gibi geldi bana. O defterlere yansıyan metinlerin hiçbirini bugüne kadar yayımlamadığıma göre, kendime de bunun bir izahını arıyorum. Dahası, belki de aramak boşuna. Neden derseniz, şunu söylerim sıklıkla: Her yazdığınızın ille de yayımlanması gerekmiyor. Bir yazar, bazen, kendisi için de metinler yazmalı. Kendisini görmek, kendisini anlamak, hatta kendisini dindirmek için.

 

Sevmelerimiz de öyle değil midir? Başkası için sevmeyiz birini. Ona önce kendimiz için gideriz. Bize iyi geldiği için severiz. Ama derim ki, eğer hikâyesi olan birini severseniz zenginleşirsiniz, bağlanırsınız. Hayata bağlanmak gibi de yaşarsınız bunu, dolu dolu.

Size zaman zaman Beyaz Geceler’ini hatırlatırım Dostoyevski’nin. Bana nedense en etkileyici metinlerinden gelir bu anlatısı. Anahtar, hatta şöyle diyeyim, kurucu metin/anlatı da diyebiliriz buna. Hani Gogol’ün paltosundan çıkma esprisini bilirsiniz; birçok anlatının da Dostoyevski’nin bu metninden çıktığını pekâlâ söyleyebiliriz.

Evet şimdi mırıldanıyorsunuz gibime geliyor; “hikâyesi olmayan insan var mı?!” gene de derim ki bunu görmek, hissetmek, hatta çıkarmak gerek ortaya. Sanki insan sevince bu da gelip sizi buluyor, ya da siz gidince bunu görüp eyliyorsunuz. Evet, yazmak da sevmek gibi bir eylemek eylemidir.

Günlerdir Witold Gombrowicz’i okur dururken sıklıkla karşıma çıkandı bu kendini yazıda eylemek… kendi sesi olmak, kendini yazıda bulmak… Ve kendi hikayesine başkalarınınkini katarak yaşamak. Dahası, o şöyle yapıyordu; kendi göçmenlik/sürgünlük öyküsünü yazısının odağına yerleştirirken, içindeki uzaklıkta geçmiş ve bugündeki uzaklıklarını da yurt arayışı izleklerine dönerek kuruyordu. Nereye giderseniz gidin eğer dilinizde yaşıyor, dilinizde yazıyor, o dilde sevip rüyalarınızı da o dilde görüyorsanız; dilinizden başka bir yurdunuz yoktur.

Belki de insan birinin hikâyesine giderken, yani bir geyik avcısı gibi onun ardına düşerken bu yurtsuzluğunu hatırlar daha çok. Sevdiği birisine yurdum ol demek derdindedir. Sahi, siz de bilirsiniz, sık sık yinelediğim değil midir şu imge: ya evimsin, ya da yurdum. Evet, seven insanın sevdiğini böyle görmesi bu çağda belki biraz yaban kaçacak. Ama sanki giderek buna daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Ben yazının da buna gereksindiğini düşünürüm. Evet, yazarın yurdu dilidir. Ama o dil de bir yere, bir kültür ortamına aittir her zaman. Kendi sesi olabilmek için önce bir yerden, bir ortamdan, bir kültürel iklimden çıkıp dünyaya açılmak gerekir.

Hikâyeniz olsun derken de bunu imlemek istemiştim. Size geçen gün söz ettiğim, hatta yazılmasına neden olduğunuz “Cahide” öykümü de bu duygularla yazmıştım. Evet evet, hemen o sözlerinizin ardından masama kapanarak yazdım, bir solukta çıktı. Sonra demlenmeye bıraktım. Sizin okumanıza kapısını açtıktan sonra gene bitme zamanını beklemek için dosyasına girdi.

Şunu da iletmek isterim size; deneme yazmak/okumak…Bir okur yazarın, yazar-okurun vazgeçilmezi olmalıdır her zaman. Kendine bakmak, kendini görmek; hatta kendini inşa etmek için… Denemeyi bütün dillerin, düşüncelerin, duyguların anahtarı görürüm. Deneme okurluğu sizi başka kıyılara taşır sürekli, başka dünyaların iklimlerine. Deneme yazabilen bir yazarın her türde yazabileceğini pekâlâ söyleyebilirim. Yazının, yazma eyleminin düşünsel bir uğraş olduğunu kim yadsıyabilir. Yolu denemeden geçmeyen bir yazarın yavanlığı da öyledir benim gözümde.

“Kopuş” ve “bağlanış” izleklerinden söz eden öykünüzü denemeye yakın bulduğumu söylemiştim size. Bilirsiniz ki öykü hissettirir, roman gösterir, deneme ise yeni düşüncelere taşır insanı.

Sevgilerimle.

F.A.

Not: Fotoğraflar Sayın Feridun Andaç’a aittir. Teşekkürler Öğretmenim…

 

Hakkında Feridun Andaç

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*