Son Haberler
Anasayfa » Edebiyat » Feridun Andaç-Genç Meslektaşıma Mektuplar: (17)

Feridun Andaç-Genç Meslektaşıma Mektuplar: (17)

BAŞLANGIÇLAR… YÜZLEŞMELER… GİTMELER…

 

Alemdağ , 30 Ekim 2017

Sevgili Kalemdaşım;

Size nicedir yazmadım. Yazılı zamanlardan uzaklaşmasam da, mektup yazmanın başka bir duygu tınısı gerektirdiğini bilirsiniz. Bazen, bunu şöyle de yorumlarım; her insanın bir duygu yerçekimi vardır, oraya yaklaştığınızda size iyi gelenler alıp sarmalar ruhunuzu, içinizi alevlendirir, yaşama alanlarınızı genişletip soluklandırır… Ama bir de tersi vardır ki; rastlaşmaya göresiniz…

Şimdi siz, buna/bana kadercilik diyeceksiniz! Hayır hayır, ilgisi yok.

Yaşamda ne kadar çok insanla alışverişiniz varsa gözlem ve deneyiminiz de o denli yoğunlaşıyor. Hele hele farklı kesimlerde yaşıyor, farklı alanlara açılıyorsanız…

Size yazmadığım günlerin çetelesini çıkaracak değilim.

Bazen öyle yoğun, öyle inişli çıkışlı günler yaşar ki insan başınızı kaldırıp yaşam sorgulamasına gitmeye bile ürkersiniz.

Hele araya yolculuklar, ayrılıklar, kederler, ölümler yitimler girince…

Sizi tedirgin edenle kaygılandıranın aynı şey olmadığını da bilirseniz eğer, bunlar büsbütün yorucu kılar benliğinizi.

Bütün bu hengâme (öyle diyelim şimdilik) içinde gene de beni ayakta tutan okumalardı, kendime dönük yazmalardı. Yeni yazarlara, yeni düşüncelere gitmek. Hatta öyle ki, her birine de yeni defterler açıp, adeta “başlangıç” kıldım desem!

Evet, kendinizi, arada bir böylesi tufanlara kapılmış görürseniz gidin nefes alın. Bunun için de kimseden kılavuzluk beklemeyin. İnanın insan içsesiyle yol alan düşünen bir canlıdır. Kendi benliğimizi başkalarının ellerine vermediğimize göre…

Bakın, biraz önce “Churchill” filmini izledim.

Bir dostuma da yazdım, benim beslenme alanlarım çok farklıdır diye. Edebiyat belki de en azıdır! Başlangıç noktamla geliş noktam farklılıklar içerdiği için belki de bunu şimdi söyleyebiliyorum.

Churchill (elbette ki filmde), “Benim her günüm savaştır; ben savaşmak için varım. Savaş benim karakterimdir, eğer bunu hayatımdan çıkarırsanız ben hiç’imdir…” gibisinden sözler ediyordu.

Evet, o gittiğim beslenme kaynaklarımı bazen tersinden okumayı da severim.

Yazan insan giden insandır derim. İşte bu günlerde Edward W. Said’i okurken beni bazen durdurduğu, bazen de çoğalttığı düşünceler arasında gidip gelirken; onun yazıp ettiklerini bağlamlarının dışına çıkararak kendime bir “başlangıç” seçerim oradan.

 

Bu da, kimi kez, öğrencilerime de önerdiğim bir tutumdur. Siz, başka yazarlardan ateş alırsınız, ama daha çok da bir form/biçim/yöntem…

Hayat da öyle değil midir? Demin size dedim, birinin yerçekimi size iyi gelirken, diğerinin ki kimyanızı bozabilir.

Öğretici, kuşatıcı, ruhumuzu okşayıcı, ivdirici olana yüzümüzü döneriz. Evet, dönmeliyiz de… Diğerini sezinlediğiniz, gördüğünüz anda uzaklaşın derim. Ruh ezinciyle benlik sanrısını yaşatan bakış, söz her daim yıpratıcı gelmez mi?

Belki de böylesi bir durumla yüzleştiğim için şu an Melanie Klein’ın “Haset ve Şükran” adlı bir kitabını okuyorum. Bizi çıkmazlara sürükleyen her durumun/olayın aslında bir açıklaması vardır elbette.

Klein’ı okurken, ister istemez karşıma birçok şey çıkıyor. Bir yazı dersimde konu olarak seçtiğimiz ilginç bir olaya dönmüştük geçen gün. Nisan 2011’de K.Maraş’ta dört kardeşin intiharıydı bu. Bunu ayrıntılı olarak burada size yazacak değilim. Ama başlı başına bir roman/film konusu olabilecek denli trajik. Ama aslolanı da sosyolojik ve psikoanalitik bir “vaka” olması nedeniyle de bu alanda kafa yoranların da irdelenmesi gereken bir olay.

Demem o ki, insan, yazarken bir olay üzerinden, bir insan öyküsü üzerinden giderek bir zamanı/dönemi/ülke gerçekliğini pekâlâ anlatabilir. Belki de benim “3. Sayfa” haberlerine önem vermem de biraz bundan.

Evet, görüyorsunuz konu nereden neye geldi.

Galiba yazarken daha çok gittiklerimizin farkına varıyoruz, yeni başlangıçlar yaratarak insan/toplum yüzleşmesine dönüyoruz.

Bilmem siz ne dersiniz?

Hadi, siz de yazın bana bu konudaki düşüncelerinizi. Üstelik şu “üçüncü sayfa” dosyanıza bir el atın, şu “kesik baş” öyküsünü takip ediyordunuz; mahkeme sonuçlandı sanırım. Bunun öyküsünü yazmaya ne dersiniz? Hukuk bilginiz de var üstelik!

Sevgilerimle.

F.A.

Hamiş: Yazıda kullanılan fotoğraflar, Feridun Andaç ‘a aittir. Teşekkürler Andaç Hocam…

Hakkında Feridun Andaç

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*