Son Haberler
Anasayfa » Ece Eskiköy

Ece Eskiköy

Nusret Kemal’in “Sinema Nedir?” Sorusuna Cevabı ve Recep İvedik Üzerine

Recep İvedik

Nusret Kemal’in 1933 yılında Ülkü Dergisi’nde bir eleştirisi yayımlanır. Konusu Muhsin Ertuğrul’un “Söz Bir Allah Bir” filmi üzerinedir. Kemal eleştirisinde “Türk Filmi Nedir?” konusunu öne sürer. Türk sinemasının amacının “İnkılâbı memlekete yaymak, milli kültürün yeni telakkilere (kabullere) göre kurulmasında ve inkişafında (açılmasında) amil olmak, halka bilhassa bedii (güzel) zevkleri inkişaf ettirici terbiyevi eğlence vermek, Türk memleketini, Türk halkını, Türk kültürünü ...

Devamını Oku »

Sait Faik

Sait Faik

Sait Faik’in hikâyelerini biliyorum. Ancak hayatına dair bu kadar ayrıntılı bilgiler içeren bir kitabı ilk kez okudum: “Yalnız hatta Yapayalnız Bir Sait Faik Abasıyanık Romanı”. Yazarı, Özlem Esmergül. Şimdi sırada, yazarın son sözünde paylaştığı kaynak kitaplar var okuyacağım! Mümkün değil içinden çıkamayacağınız bir büyüsü var çünkü Sait’in ve hikâyelerinin. İlk Trifon ve dedesi Stelyanos’un hikâyesiyle kapılmıştım bu büyüye. Canım Trifon, ...

Devamını Oku »

Şairin Sevgilisinin Istırabı

şairin sevgilisinin ıstırabı

“Sartre ve Birbirini Sevmeyen Hümanistleri” başlıklı yazımı paylaşırken bir plan hazırlamıştım kendime. Sartre’den sonra sırasıyla Camus, Villon, Montaigne, Rabelais, Molière hakkında yazıp belirli aralıklarla sitede paylaşacaktım. Ancak son günlerde o zaman hesaba katmadığım iki güzel isimi daha dâhil etmem gerekti planıma ve bu isimler elimde olmadan Camus’ün önüne geçiverdiler: Anatole France ve Honore de Balzac. Tabii bu durumun benim için, ...

Devamını Oku »

Sartre ve Birbirini Sevmeyen Hümanistleri

Sartre 20. yüzyılın varoluşçu filozofu ve yazarıdır. Varoluşçular iki sınıfa ayrılırlar. Birincisi, Hıristiyan varoluşçulardır. İkincisi ise, Sartre’nin kendisini de bu sınıfa dâhil ettiği dinsiz varoluşçulardır. İki sınıfın da ortak inançları varlığın özden önce geldiği düşüncesidir. Sartre, Tanrı kavramını insanla bağdaştırır. Ona göre “Tanrı yoksa bile varlığı özünden önce gelen bir “olmuş” vardır. Öyle bir “olmuş” ki, hiçbir kavramla tarif edilemeden ...

Devamını Oku »

Yenilgi

Yenilgi

“Kan gövdeyi götürüyor.” derler ya, öyle bir savaşın mağlubuydu. Sonu gelmeyecek yenilgilerin şahidiydi yalnızca tarih. “Yazarsan, bir nebze dayanırsın.” dediklerini işitti. Nafile! Kılıcın kesmeyip, sözün geçmediği bir savaşın gazisiydi. Hiç nihayet bulmayacak sevdaların yangın yeriydi satır araları, dizeler. Kül kül mürekkep lekeleri taşıyordu sayfalardan aşık ile maşuk birbirlerini yakarlarken, birbirlerinin yerine yanarlarken. Hükümsüz kalıyorlardı sözcükler sevdaya dair. Boyun eğiyorlardı tümceler. ...

Devamını Oku »

Bir Edebiyat Dersi Hatırası

Değerli Korsan Edebiyat okuyucuları, Sizler ile bir edebiyat dersi hatıramı daha paylaşacağım. Önceden Voltaire üzerine dertleşmiştik bu vesileyle. Bu kez dertleşmek için değil de, kocaman bir ayıbımın üzerini örtmek için yazıyorum. Aslında bu yazım, Molière’ye ve Camus’a ithafen bir özür yazısı olmalı affedilmez hatama karşılık. “Günlerden bir gün…” diye başlamak düşüncesi canımı sıkıyor. Geçmiş zaman artık beni ziyadesiyle yoruyor. Tabii ...

Devamını Oku »

Vatan Kurtarmak

Aramızda kelimelerin içlerini dolduramayanlar var. Kelimeler yüktür insanın omuzlarına. Kelimelerin anlamlarını omuzlayamayanlar, omuzlayamayacak olanlar var. Haliyle vatan, cumhuriyet, demokrasi, laik gibi kelimelerin ne anlam ifade ettiklerini bilmeden yaşayanlar ve ölenler var. Yaşamak ve ölmek kelimelerinden de bir haber… Bütün bir tarih boyunca… Hâlâ bir kurtarıcı bekleyenler var. Oysa beklenen kurtarıcı zamanında ne de güzel tembihliyor: “… vazifen, Türk istiklâl ve ...

Devamını Oku »

Bir Alışkanlığa Dönmüş Savaş

26 Haziran 2017 Marguerite Duras’ın Hiroşima Sevgilim isimli kitabını okuyorum iki gündür. Kitabın sayfalarını bitirdim sayılır lakin teması üzerine daha çok zaman düşüneceğim gibi görünüyor. Kitabı anlatacak değilim. Merakınıza bırakıyorum bütününü. Çünkü paylaşmak istediğim; kitabın, öne çıkarılmış görselde de kendisine yer bulmuş, tek bir cümlesi oldu.  “Bir alışkanlığa dönmüş savaş.” Bu cümleyi okuduğumda, aklıma seneler önce kaleme aldığım ama yine ...

Devamını Oku »

MED CEZİR

Bir süredir her sabah aynı saatte, aynı parkta ve aynı bankta oturup kulağında şehrin gürültüsü, doğayı soluyordu kocaman beton yığınlarının çevrelediği, nesli neredeyse bütünüyle yok olma tehtidi altında birkaç ağaçla. Kuşlara yem verip, kedilerle oyunlar kurarak oyalıyordu kendini. Bir şeylerle oyalanmalıydı çünkü bu şehirde insan. İyi şeylerle… Mesela doğayla, hayvanlarla, insafları mantıktan taraf insanlarla, sanatla… Yoksa kaybolacaktı insan, bir kuru ...

Devamını Oku »

ZAMANI TAŞIYAMAZKEN…

İnsan bazen kime, nasıl yakınacağını şaşırıyor. Memnuniyetsiz biri değilim oysa. Her şeye rağmen sevebilecek kadar hayatı güçlü bir kalbim var ve bütün acıları gizleyebilecek kadar büyük, şen kahkahalarım… Ters orantılı sızlıyor oysa içimde yaralar. Ne kadar seversem o kadar büyüyorlar. Ne kadar gülersem o kadar kanıyorlar. Zamansızlıktan sanıyordum, değilmiş. Daha önce tanımlayamamıştım zamanı. Şimdi biliyorum ki kaç kahramanlık hikayesiyle süslenirse ...

Devamını Oku »